Kahve ve Çay…
Efendim, insan evde oturunca ne yapsın benim gibi bütün gün gazete okuyor… hazır seçimlerde yakınlaşmışken kim ne demiş, kime demiş falan okuyorum bütün gün…
İşte bu gezişlerim sırasında (tam da canım kahve çekerken) radikal‘de bir yazı okudum çok hoşuma gitti… yazıyı okudum arkadan hemen kahve suyunu ocağa koyup yazımı yazmaya başladım…
Bir kahve ve çay hastası olarak ilginç geldi… işte yazı;
Türkiye’ye kahve 1550′li yıllarda gelmiş, geldiği gibi de yasaklanması ile ilgili fermanlar okunmaya başlamıştı. Sabahları içilen köpüklü bir kahve ile güne başlamak kısa sürede âdet halini aldı. Kahve hayatımıza girdikten sonra, kahve içmeden önce yenilen sabah yemeği anlamında kullanılan “kahve altı” ifadesi zamanla “kahvaltı” olarak dilimize yerleşti.
17. yüzyılda acımasızlığı ile tanınan padişah IV. Murat tütün ve içki gibi kahveyi de yasaklamıştı, ama kendisi serbestçe, halk da gizli gizli kahve içmeye devam etti.
Çayın çok eski tarihlerden beri “milli içeceğimiz” olduğunu düşünürüz. Oysa bir tiryakilik olarak kahvenin terk edilmesi ve yerini çayın alması oldukça yakın tarihtedir. O kadar ki bir sıcak içecek olarak çay alışkanlığının yaygınlaşması 1955 yılına rastlar. Bu nedenle bizde çay içilen yerlerin adı bile “kahvehane” olarak kalmıştır.
1955 yılında başlayan ekonomik kriz birçok malın piyasadan çekilmesine neden olmuştu.
O dönemde yurtdışından getirilen birçok ithal mal gibi kahve de kısıtlanmıştı. Kahvesizlik nedeniyle bir ara nohut kavrulup, öğütülüp içildiyse de, kahvenin yerini tutmadı. Kahve yoklar arasında karışınca 8 Nisan 1955′te İstanbul’da hane başına 100 gram kahve dağıtımına başlandı. Kahve alanlar, muhtarların hazırladığı listeleri imzalamaya başladılar.Ekonomik kriz nedeniyle yok olan mallar ve özellikle kahve, 1957 seçim afişlerinde CHP’nin Demokrat Parti’yi eleştirdiği başlıca konu haline geldi…
Bu denli derin bir tiryakiliğin yaşandığı kahvenin yokluğunun, Demokrat Parti iktidarının devrilmesine neden olmasa bile, genel ekonomik krizin parçası olarak oy oranının düşmesine ciddi bir katkı yaptığına kuşku yoktu…
kaynak: radikal.com.tr
bunlarla yetinirmiyim erkal usuk olarak tabi ki hayır…..
:)
işte kahvenin hikayesi
Kahve’nin HiKaYe’si…
Kahvenin anavatanı, Afrika kıtasında Etiyopya’nın güneyinde adı Kaffa olan bir yerdir. Keçilerin yedikten sonra ele avuca sıgmaz bir hal almalarıyla farkedilen bu bitkiyi kesfetme bir keçi çobanina aittir..
Ortaçagın geç dönemlerinde, kahve agacı Arabistan’a getirilmis ve kahve tarımı ilk kez burada gelistirilmistir. Arabistan bölgesinde bir içecek olarak yaygınlık kazandıktan sonra, Mekke’ye hacı olmak için gelen müslümanlar aracılıgıyla kahve, Mısır, Hindistan, Endonezya ve Anadolu gibi bölgelere yayılmıstır. Arap yarımadasından sonraki ilk duragı Mısır, daha sonra ise Kanuni Sultan Süleyman’in Valisi Özdemir Pasa Yemen’den saraya tasiyor kahveyi. Kahve o zaman ki Osmanli’nin basketi Istanbul’a geliyor, burada ilk kahvehaneler 16. yüzyılda açılmıstır. Avrupa’nın kahve ile ilk tanısması Osmanlılar aracılıgıyla olmustur. Ilk kez IV. Mehmet’in bir elçisi tarafından 1664′de Paris’e götürülmüs ve XIV. Louis’nin sarayında içilmistir. O tarihlerde henüz yaygınlık kazanmamıs olan kahve, Fransız sarayı ve soylularının ayrıcalıklı bir içecegi konumundaydı. Bu ayrıcalıklı durum 1683 yılına dek sürmüstür. Osmanlılar’ın Viyana kusatmasını sona erdirdikleri dönemde, burada ilk kahvehane açıldı.
Kahvehanenin sahibi ise, Viyana’da yasayan Koltschitzky ya da Kolszyeky adında bir Polonyalıydı. Bu kisi, Osmanlılar’ın geri dönüsleri sırasında agır olan bir çok yükü, bu arada oldukça büyük miktardaki kahveyi de orada bırakmaları sonucunda, Avrupa’nın ilk kahvehanesini açmıs oldu. Viyana’da açılan, Avrupa’nın ilk kahvehanesi ünvanını elde eden bu yerin adı ‘Mavi Sise’ idi.
Venedikliler aynı dönemde deniz yoluyla kahveyi Istanbul’dan Italya’ya, daha sonra da Marsilya ve Ingiltere’ye kadar ulastırdılar. Böylece kahve bütün Avrupa’ya yayılmıs oldu. Büyük kentlerin hepsinde kahvehaneler açılmaya baslandı. Bu konuda Londra, Paris’e bile öncülük etti. Almanya’da ilk kahvehane Leipzig kentinde ‘Kahve Agacı’ adıyla açıldı. Hollanda’nın Haag kentinde aynı zamanda yazar olan Van Effen tarafından bir kahvehane açılmasıyla birlikte, kahvenin edebiyatla tanısıklıgı basladı.
Kahvenin Türk toplumsal tarihinin de demirbasi oldu. Sosyal hayat ve iliskiler, kahvehane kültürüyle gelisti. Bugün Tahtakale adiyla bilinen Taht-ul kale, o günlerde 55 kahvehaneye ve 200 çalisana evsahipligi ediyordu, Evliya Çelebi’nin kayitlarina göre. Tarih içinde Türk Kahvesi, Türk sosyal yasantisindaki yerini olusturdugu gibi, misafirperverlik, kiz isteme gibi “allaturca” (Türk usulü) kültür ögelerini de yaratti. Kahvenin, Türk Kahvesinin tarihi, anlatmakla, yazmakla bitmez…
Tarifi: Suyu fincanla ölçerek cezveye koyunuz. Her fincan için iki çay kasigi kahve (5 gr), iki cay kasigi seker (arzuya göre) ilave ediniz. Kisik ateste kahve ve sekeri iyice karistiriniz. Bir süre sonra kabaran köpügü fincanlara pay ediniz. Kalan kahveyi bir tasim daha pisiriniz ve fincanlara bosaltiniz. Türk Kahvesi sunulurken yaninda su verilmesi gelenektir. Içilen su agzi kahve lezzetine hazirlar. Ve geleneklerinde rituellik disinda saglik acisindanda bize faydalari vardir. Kahvenin icindeki koffein idrar sökücü olmakla birlikte böbrekleri sussuz birakir. Kahveden sonra icilecek bir bardak su ile bunu telafi edebiliriz.
kaynak: hikayee
Benzer Yazılar:
15 Temmuz 2007, 20:06 tarihinde.
Bkz:ilham vermek